
2026, Amerika’da çalışmak isteyen nitelikli profesyoneller ve onları sponsorlukla almak isteyen işverenler için kritik bir H-1B yılı olacak. Talep hala çok yüksek, yıllık kontenjan ise hala 85.000 ile sınırlı. H-1B artık yalnızca bir başvuru süreci değil, kota altında ilerleyen rekabetçi bir seçim ve dosya yönetimi sürecidir.
USCIS’in bir sonraki H-1B cap sezonu (H-1B yıllık kota dönemi) için elektronik çekiliş kaydını Mart 2026 civarında açması öngörülüyor. Bu dönem teknik olarak FY 2027 H-1B cap sezonu olarak adlandırılsa da, pratikte 2026’da yapılacak çekilişi ve 1 Ekim 2026 civarında başlayacak yeni H-1B pozisyonlarını ilgilendiriyor. Çekilişe girebilmek için her bir aday adına 215 ABD doları tutarında, iade edilmeyen bir elektronik kayıt ücreti ödenmesi gerekiyor.
Tabloyu daha da karmaşık hale getiren yeni bir unsur da belirli H-1B dilekçelerine bağlanan 100.000 ABD dolarlık ek ödeme yükümlülüğü. Eylül 2025’te yayımlanan başkanlık bildirimiyle, 21 Eylül 2025’ten sonra sunulan bazı H-1B dilekçelerinde işverenlerden bu tutarın ödenmesi isteniyor. Uygulamada bu düzenleme, çoğunlukla ABD dışındaki adaylar için konsolosluk süreciyle yürütülen belirli “yeni H-1B” dosyalarında bütçeyi doğrudan etkileyen bir kalem haline geliyor.
Buna karşılık, mevcut H-1B sahipleri için uzatma başvuruları ile ABD içinden yapılan birçok statü değişikliği dosyası (örneğin F-1’den H-1B’ye geçiş) USCIS’in yayımladığı çerçeveye göre çoğu senaryoda bu ek ödeme yükümlülüğünün dışında kalıyor.
Hangi dosyanın kapsama girdiği, dilekçenin türüne ve başvuru anındaki koşullara göre değişebilir. Dosyanız özelinde bilgi almak için bize e-posta gönderebilirsiniz: info@gozellaw.com
Diğer tarafta USCIS, son yıllarda hem dosya hakkında ek belge talebi anlamına gelen RFE’lerin (Request for Evidence) sayısını hem de doğrudan ret oranlarını yukarı çekmiş durumda. Uzmanlık gerektiren meslek kriterini (specialty occupation) net biçimde karşılamayan veya zayıf yazılmış iş tanımları, yanlış seçilmiş ya da eksik hesaplanmış asgari piyasa ücreti seviyesi (prevailing wage) ve buna bağlı hatalı Çalışma Şartları Başvuruları (Labor Condition Application, LCA), işverenin gerçek faaliyetini ve ödeme gücünü yeterince ortaya koymayan zayıf dokümantasyonla birleştiğinde, H-1B dosyalarının en sık raydan çıkmasına yol açan tabloyu oluşturuyor.
Bu yazı, H-1B vizesini yalnızca “nedir, kaç yıl geçerlidir” sorusuyla sınırlı görmeyenler için hazırlandı. Amacı, 2026 sezonuna hazırlanan adaylara ve işverenlere uygulanabilir ve hukuken sağlam bir yol haritası sunmak. Devam eden bölümlerde:
Mart 2026’da beklenen çekiliş dönemi ve temel takvim
215 dolarlık kayıt ücreti ve yeni 100.000 dolarlık ek H-1B bedelinin kime uygulanıp kime uygulanmadığı
En sık RFE / ret getiren üç kritik hukuki hata ve bunlardan nasıl kaçınılacağı
H-1B başvuru maliyetlerinin (resmi ücretler, premium processing, avukatlık ücretleri) nasıl yapılandırılması gerektiği
Statü değişikliği ile konsolosluk süreci arasındaki farklar ve H-4 bağımlı vizelerin temel kuralları
Son olarak da, 6 yıllık H-1B süresini akıllıca kullanarak yeşil karta giden yolun nasıl planlanacağı
Kısacası, H-1B’yi “şansa bırakılacak bir piyango” olarak değil, iyi planlanması gereken bir hukuki ve stratejik proje olarak ele alıyoruz. Sonraki bölümlerde, bu çerçeveyi adım adım açacağız.
H-1B vizesinin temel başvuru şartlarını ve genel süreci adım adım görmek isterseniz, Amerika H-1B Vizesi Nedir, Çalışma Vizesi Nasıl Alınır? başlıklı rehberimize de göz atabilirsiniz.
H-1B sürecinin ilk ve en acımasız filtresi çekiliş. Dosya ne kadar iyi hazırlanırsa hazırlansın, cap sezonunda seçilmeden süreç ilerlemiyor. Bu yüzden önce sistemin nasıl çalıştığını ve 2026 sezonunda neler bekleyeceğinizi netleştirmek gerekiyor.
USCIS her mali yılda toplam 85.000 yeni cap-subject H-1B vizesine izin veriyor. Bunun 65.000’i lisans derecesi şartını sağlayan tüm adaylar için genel kota, 20.000’i ise ABD’de akredite bir kurumdan alınmış yüksek lisans veya daha üstü derecelere ayrılmış “master’s cap”. ABD’de yüksek lisans derecesi olan bir aday önce master’s cap havuzunda değerlendiriliyor, seçilmezse aynı kayıt bu kez genel kotada şansını deniyor. Bu, pratikte aynı sezonda iki kez çekilişe girmek anlamına geliyor ve yoğun talep ortamında önemli bir avantaj sağlıyor.
Aralık 2025 itibarıyla FY 2026 H-1B cap süreci tamamlandı. Bir sonraki fırsat, teknik olarak FY 2027 cap olarak adlandırılan ve Mart 2026 civarında açılması beklenen yeni sezon olacak. USCIS henüz gün gün resmi tarih ilan etmedi ancak son yıllardaki örüntü oldukça net:
Mart ayında birkaç haftalık bir elektronik kayıt dönemi açılıyor. İşveren veya avukat bu pencere içinde her bir aday için sistemde temel bilgileri girip elektronik kayıt ücretini ödüyor. Kayıtlar kapandıktan kısa süre sonra USCIS çekilişi yapıyor ve seçilip seçilmediğinize dair bildirim genellikle birkaç gün ile birkaç hafta içinde çevrim içi hesaplara yansıyor.
Seçilen kayıtlar için işverenin H-1B dosyasını (onaylı LCA, Form I-129 ve destekleyici evraklar) gönderebileceği en az 90 günlük bir başvuru penceresi oluyor. Bu süre çoğunlukla Nisan-Haziran 2026 arasına denk geliyor. Bu pencere kaçırılırsa, çekilişi kazanmış olsanız bile o sezon için başvuru hakkınız yanıyor. Cap-subject H-1B statüsünün fiilen başlaması ise genellikle ilgili mali yılın ilk günü olan 1 Ekim’e bağlanıyor, bu sezon için de hedef tarih 1 Ekim 2026.
Bu süreçte çekilişe girebilmenin tek şartı uygun niteliklere sahip olmak değil. Her bir aday adına 215 ABD doları tutarında, iade edilmeyen bir elektronik kayıt ücreti ödenmesi zorunlu. Eski sistemde bu ücret sadece 10 dolardı. Yeni dönemde 215 dolarlık bedel, özellikle çok sayıda aday için kayıt yapmayı planlayan işverenlerin bütçesinde ciddi bir kalem haline geliyor. Ücret her bir aday için ayrı ayrı ödeniyor ve aday seçilmese bile iade edilmiyor.
Çekilişin sonucu şansla belirleniyor ancak kaydınızın sistemde geçerli olup olmadığı tamamen kontrol edilebilir bir alan. Son yıllarda getirilen beneficiary-centric yapı (aday odaklı sistem) ve ek güvenlik tedbirleri, teknik ve usule ilişkin hatalara neredeyse hiç tolerans bırakmıyor.
İlk hassas nokta, her işveren-aday çifti için tek kayıt kuralı. Aynı işverenin aynı kişi için birden fazla registration (kayıt) girmesi veya bağlantılı şirketler aracılığıyla fiilen birden çok slot yaratmaya çalışması tespit edildiğinde, ilgili tüm kayıtlar geçersiz sayılabiliyor ve bu kayıtlara dayalı H-1B dilekçeleri reddedilebiliyor. Bu yüzden bir aday adına hangi şirketin, hangi bilgilerle kayıt yapacağı daha Mart ayı gelmeden netleştirilmeli.
İkinci kritik başlık, pasaport veya seyahat belgesi tutarlılığı. Yeni sistemde her adayın kaydı tek bir pasaport ya da seyahat belgesi numarasına bağlanıyor. Bu numara elektronik kayıtta kullanılıyor, H-1B dilekçesinde tekrar karşınıza çıkıyor ve konsolosluk görüşmesi ile ABD’ye girişte de kimlik teyidi için referans oluyor. Süresi bitmek üzere olan bir pasaportla kayıt yapmak, kayıt sırasında eski pasaportun numarasını yazıp başvuru aşamasında yeni pasaporta geçmek veya farklı kayıtlarda farklı numaralar kullanmak gereksiz risk yaratıyor. En güvenli yol, kayıt dönemine girmeden önce pasaportu güncellemek ve tüm süreç boyunca aynı belgeyi kullanmak.
Üçüncü unsur, kayıtların avukat yönetimli, tek seferde ve eksiksiz yapılması. USCIS’in yeni online kayıt sistemi, işveren hesabı, avukat hesabı ve online ödeme adımlarından oluşan katmanlı bir yapı kullanıyor. Yazım hatası olan bir isim, yanlış girilmiş doğum tarihi ya da eksik bir pasaport numarası, kağıt üzerinde küçük görünse de tüm sezonu riske atabiliyor.
Bu yüzden Ocak-Şubat 2026 döneminde işveren bilgilerini, adayın kimlik ve diploma bilgilerini, pasaport detaylarını ve ödeme planını tek bir tabloda toplamak, kayıt penceresi açıldığında da bu verileri avukat hesabı üzerinden tek seferde ve tutarlı şekilde sisteme girmek, hem teknik reddi hem de boşa ödenen kayıp ücretleri minimuma indirmenin en pratik yolu.
DHS/USCIS, cap-subject H-1B kayıtlarında tamamen rastgele seçimi değiştirerek ücret düzeyine göre ağırlıklandırılmış bir seçim modeline geçen nihai kuralı yayımladı. Kural 27 Şubat 2026 tarihinde yürürlüğe girecek ve FY 2027 H-1B cap kayıt sezonunda uygulanacak.
Bu modelde USCIS yine “unique beneficiary” mantığıyla çalışacak. Ancak her aday, teklif edilen ücretin ilgili SOC kodu ve çalışma lokasyonu için hangi OEWS wage level’ı karşıladığına göre çekiliş havuzuna birden fazla kez dahil edilecek:
Wage Level IV: 4 kez
Wage Level III: 3 kez
Wage Level II: 2 kez
Wage Level I: 1 kez
Önemli bütünlük kuralı: Aynı aday adına birden fazla işveren kayıt yaptıysa ve bu kayıtlar farklı wage level’lar içeriyorsa, USCIS ağırlıklandırma amacıyla adayı tüm kayıtlar içindeki en düşük wage level üzerinden değerlendirecek. Bu yaklaşım, sistemi “daha yüksek ücretle çoklu kayıt” üzerinden manipüle etme teşvikini azaltmak için kurgulanmıştır.
FY 2027 cap sezonu için USCIS, ücret ağırlıklı seçim kuralının 27 Şubat 2026 itibarıyla yürürlükte olacağını ve ilkbahardaki elektronik kayıt döneminde bu yöntemi kullanacağını duyurdu. Bununla birlikte USCIS her yıl kayıt penceresinin başlangıç ve bitiş tarihlerini ayrıca duyurur.
Bu nedenle işverenlerin, Mart 2026 yaklaşırken kayıt stratejisini yalnızca "kayıt açılınca gireriz" düzeyinde bırakmaması gerekir. SOC kodu, çalışma lokasyonu ve teklif edilecek ücretin wage level dayanağı kayıt aşamasından önce netleşmeli; çünkü bu modelde ücret seviyesi artık doğrudan seçilme olasılığıyla bağlantılı bir parametre haline gelir.
Mart 2026 öncesinde dosyanızı gözden geçirmek isterseniz, bizimle iletişime geçerek H-1B stratejinizi avukatla birlikte planlayabilirsiniz.
2026 H-1B Çekilişi İçin Bize Ulaşın
Çekilişte seçilmek, H-1B sürecinin sadece ilk yarısı. Son yıllarda USCIS’in inceleme kuralları sıkılaştığı için, birçok dosya çekilişi geçmiş olsa bile ek belge talebi (RFE - Request for Evidence) ya da doğrudan ret ile karşılaşıyor. Bu noktada H-1B dosyalarını en sık raydan çıkaran üç hukuki alan öne çıkıyor: specialty occupation (uzmanlık gerektiren iş standardı), prevailing wage ve buna bağlı LCA uyumu, bir de işverenin dokümantasyonu.
H-1B’nin temel şartlarından biri, pozisyonun specialty occupation sayılması. Bu teknik terimle kastedilen şey özetle şu: İşin, belirli bir alanda lisans derecesi gerektiren, teorik ve pratik açıdan uzmanlık isteyen görevlerden oluşması gerekir.
Sorun genellikle iki noktada ortaya çıkıyor. Birincisi, iş tanımı fazla genel bırakılıyor ve “her yerde yapılabilecek” basit bir rol gibi görünüyor. İkincisi, pozisyonun gerektirdiği diploma ile çalışanın günlük görevleri arasında net, yazılı bir bağ kurulmamış oluyor.
USCIS artık “bu pozisyon için lisans derecesi istiyoruz” demeyi tek başına yeterli görmüyor, neden bu düzeyde bir derece gerektiğini ve görevlerin neden bu seviyede uzmanlık istediğini somut biçimde görmek istiyor. Bu yüzden iş tanımının pozisyonu sıradan bir ofis destek rolü gibi göstermeyecek kadar ayrıntılı ve görevlerle istenen bölüm veya uzmanlık alanı arasında açık bir ilişki kuracak şekilde yazılması gerekiyor.
ABD’deki resmi meslek sınıflandırmaları ve benzer pozisyonların tipik eğitim seviyeleri (örneğin O*NET gibi kaynaklar) bu bağı güçlendirmek için kullanılabilir. Zayıf yazılmış bir iş tanımı, H-1B dosyası için tam anlamıyla RFE mıknatısı haline geliyor.
İkinci kritik alan, prevailing wage ve buna bağlı LCA’dır. Prevailing wage, ilgili pozisyon ve lokasyon için ABD Çalışma Bakanlığı’nın belirlediği “asgari piyasa ücreti”dir. LCA (Labor Condition Application) ise işverenin bu ücreti ve çalışma koşullarını resmi olarak beyan ettiği, H-1B dosyasının temel taşlarından biri olan formdur.
H-1B’de işveren, çalışana en az şu ikisinden yüksek olanı ödemek zorundadır:
Şirkette benzer pozisyon ve kıdemdeki çalışanlara ödediği gerçek ücret (actual wage)
İlgili pozisyon ve lokasyon için devletin belirlediği prevailing wage
Prevailing wage, Çalışma Bakanlığı’nın ücret veri tabanları ve kılavuzları kullanılarak belirlenir. Burada kullanılan SOC code (Standard Occupational Classification), yani pozisyonun resmi meslek kodu ve wage level / OEWS wage level, yani aynı meslek için 1-4 arasında tanımlanan resmi ücret/kıdem seviyesi, yanlış seçildiğinde, tüm ücret kurgusu bozulur.
Hatalar da genellikle, pozisyona uygun olmayan SOC kodu seçilmesi, çalışma lokasyonunun eksik veya hatalı yazılması (özellikle remote ve hybrid çalışma modellerinde), işin sorumluluk düzeyine göre gereğinden düşük bir ücret/kıdem seviyesi (wage level) seçilmesi, LCA hazırlığının şirketin genel ücret stratejisinden kopuk yürütülmesi gibi noktalarda ortaya çıkar. Sonuç çoğu zaman LCA reddi, RFE veya doğrudan ret olur çünkü ücret tarafındaki yanlışlık, USCIS açısından sadece teknik bir form hatası değil, aynı zamanda işçi koruma mantığına aykırı bir durum olarak görülür.
Sağlam bir LCA stratejisinde:
Pozisyona uygun SOC kodu ve çalışma lokasyonu baştan netleştirilir,
OEWS ücret/kıdem seviyesi, işin gerçek sorumluluk ve kıdem düzeyiyle uyumlu seçilir,
Şirket içi ücret skalası ile prevailing wage arasındaki ilişki yazılı ve tutarlı şekilde açıklanır.
Bu üç başlık planlanmadan geçilen her LCA, H-1B dosyasını ciddi risk altına sokar.
Üçüncü risk alanı, işverenle ilgili dokümantasyon. USCIS son yıllarda yalnızca çalışanın diplomasına değil, işverenin gerçekliğine ve ödeme gücüne de daha yakından bakıyor. Özellikle yeni kurulmuş, ciro ve personel sayısı sınırlı şirketlerde, start-up ortamlarında veya çok hızlı büyüyen ama karlılığı tam oturmamış yapılarda “Bu şirket gerçekten bu H-1B pozisyonunu finanse edebilir mi? Bu iş gerçekten var mı, yoksa kağıt üzerinde bir teklif mi?” soruları öne çıkıyor.
Bu aşamada dosyayı güçlendiren unsurlar, şirketin faaliyet alanını ve iş modelini anlatan kısa ama net bir açıklama, gerekiyorsa finansal tablolar, banka hesap özetleri veya yatırımcı dokümanları, çalışanın rolünün şirketin gelir yaratma yapısıyla ve projeleriyle nasıl bağlantılı olduğunu anlatan iç yazılar, start-up’lar için ürün veya hizmetin ne olduğunu, müşteri portföyünü ve büyüme planını gösteren materyaller. Amaç, “kağıt üzerindeki H-1B pozisyonu” algısını kırmak ve gerçek, fonlanmış, sürekliliği olan bir iş teklifinin varlığını göstermek.
Specialty occupation, prevailing wage ve LCA uyumu ile işveren dokümantasyonu, H-1B dosyasının üç ayağı gibi düşünülebilir. Çekilişten sonra verilen RFE’lerin ve ret kararlarının önemli bir kısmı, bu üç alandan en az birinde yapılan tasarım hatalarına dayanıyor. İyi kurgulanmış bir H-1B stratejisinde pozisyon en baştan “H-1B seviyesinde” tasarlanır, ücret ve LCA sadece çekilişe girebilmek için değil, olası bir denetimde savunulabilir olup olmadığına göre planlanır ve işveren dokümanları USCIS’in “bu şirketin işi ve parası gerçekten var mı?” sorusunu daha dosya aşamasında yanıtlayacak şekilde hazırlanır.
Bu çerçevede hazırlanan bir dosya, çekilişi geçtikten sonra RFE ve ret riskini anlamlı biçimde aşağı çeker.
İşveren Olarak H-1B Dosyanız Gerçekten Hazır mı?
İş tanımı, prevailing wage ve LCA tarafında yapılacak küçük bir hata bile, tüm H-1B sezonuna mal olabilir.
2026 başvurusu öncesinde dosyanızı kontrol ettirmek isterseniz, bize e-posta gönderebilirsiniz: info@gozellaw.com
Çekilişte seçildikten sonra H-1B süreci, şans faktöründen çıkıp tamamen uyum, dokümantasyon ve zamanlamaya dayalı bir dosya yönetimine dönüşür. Bu aşamada artık üç temel soruya cevap vermek gerekir: H-1B dilekçe dosyası nasıl hazırlanacak, ücretler kime ait olacak, çalışan ABD içinde mi statü değiştirecek yoksa konsolosluktan vize mi alacak ve aile bireylerinin statüsü nasıl korunacak?
Kayıt seçildiği anda işveren için gerçek H-1B dosyasını hazırlama yükümlülüğü başlar. Dosyanın iskeleti, onaylı bir LCA ile Form I-129 ve bunları destekleyen şirket ve aday dokümanlarından oluşur. LCA, daha önce belirlenen SOC kodu ve prevailing wage bilgisi kullanılarak Çalışma Bakanlığı’na gönderilir ve çoğu durumda birkaç gün ile bir hafta içinde onaylanır.
Ardından Form I-129’da işveren, pozisyonun görev tanımını, ücret yapısını, şirketin faaliyet alanını ve çalışanla kurulacak ilişkiyi anlatır. Adayın diploma, transkript, özgeçmiş ve gerekiyorsa deneyim yazıları bu formun ekine konur.
Pek çok işveren, belirsizliği azaltmak ve başlangıç tarihini güvenceye almak için dosyayı premium processing (hızlandırılmış işlem) ile göndermeyi tercih eder. Bu hizmet için Form I-907 doldurulur ve ek bir USCIS ücreti ödenir. Karşılığında USCIS, H-1B dahil bu kategori için genellikle 15 günlük bir işlem süresi taahhüt eder. Bu sürenin sonunda ya onay, ya ret, ya da ek belge talebi gelir. Premium processing zorunlu değildir ancak işe başlangıç tarihi sıkışıksa, uluslararası seyahat planlanıyorsa veya işverenin öngörülemeyen bir bekleme süresine tahammülü yoksa güçlü bir araç haline gelir.
Bu ek ücret hukuken hem işveren hem çalışan tarafından karşılanabilir. Uygulamada ücreti işveren ödediğinde, bu genellikle işe alım paketinin bir parçası sayılır. Çalışan ödediğinde ise dikkat edilmesi gereken nokta, bunun maaştan gizli bir kesinti gibi kullanılmamasıdır. Çalışanın eline geçen maaş, o iş ve şehir için belirlenen prevailing wage’in (resmi asgari piyasa ücreti) altına düşmemelidir.
H-1B, özünde işveren destekli bir statüdür ve bazı resmi ücretlerin çalışanla paylaşılması hukuken mümkün değildir. 2024 USCIS ücret kuralı ve 2025’te yürürlüğe giren yeni düzenlemeler sonrasında resim kabaca şöyle:
Tüm kalemleri içeren açıklamalı ücret tablosu için “H-1B Başvuru Ücretleri (FY2026 itibarıyla)” bölümüne bakabilirsiniz.
Çekilişi kazanan bir aday için bir sonraki stratejik karar, sürecin ABD içinde statü değişikliği ile mi yoksa konsolosluk üzerinden vize alarak mı yürütüleceğidir. Bu tercih, hem zamanlamayı hem de 100.000 dolarlık ek ücretin uygulanıp uygulanmayacağını doğrudan etkiler.
Aday halihazırda ABD’de F-1, OPT, J-1 ya da başka geçerli bir nonimmigrant (göçmen olmayan) statüdeyse, çoğu durumda dosya change of status (statü değişikliği) olarak gönderilebilir. Dilekçe onaylandığında H-1B statüsü, genellikle ilgili mali yılın ilk günü olan 1 Ekim itibarıyla devreye girer ve çalışan ülkeden çıkmadan statü değiştirir. Bu senaryoda, başvuru ABD içinden bir statü değişikliği olduğu için yeni getirilen 100.000 dolarlık ek H-1B ücretinin uygulanmadığı açıkça ifade edilmiştir. İlk aşamada vize basımı gerekmez ancak çalışan daha sonra yurt dışına çıkıp geri dönmek istediğinde, yaşadığı ülkeye en yakın ABD konsolosluğundan H-1B vizesi alması gerekir.
Aday ABD dışındaysa veya işveren işlemi konsolosluk üzerinden yürütmeyi tercih ediyorsa süreç consular processing olarak ilerler. Onaylı H-1B dilekçesi (I-797), DS-160 formu, işverenin halen geçerli iş teklifini teyit eden güncel ve imzalı mektubu, diploma ve transkriptler, özgeçmiş ve diğer destekleyici belgelerle birlikte ABD konsolosluğuna başvuru yapılır. Bu senaryoda, ABD dışında bulunan yeni başvuru sahipleri için 100.000 dolarlık ek ücret devreye girer.
Ayrıca Aralık 2025 itibarıyla yayımlanan bilgilere göre H-1B ve H-4 başvuru sahiplerinin sosyal medya hesapları da güvenlik incelemesi kapsamında daha sistematik biçimde taranacaktır ki bu da özellikle kamuya açık dijital içeriklerin geçmişe kıyasla daha dikkatli yönetilmesini gerektirir. Dışarıdan başvurulacak dosyalarda hem mali yük hem de güvenlik taraması ve sosyal medya incelemesi yönünden risk analizi yapılması bu nedenle önem kazanır.
Resmi Kaynaklar: ABD Dışişleri Bakanlığı: Vize Başvurularında Sosyal Medya Bilgilerinin Toplanması
H-1B sahiplerinin aile bireyleri için temel çerçeveyi H-4 statüsü oluşturur. H-1B sahibinin eşi ile 21 yaşından küçük ve evli olmayan çocukları H-4’e başvurabilir, bu statüyle ABD’de yasal olarak yaşayabilir ve eğitim alabilir. Kural olarak H-4, tek başına çalışma hakkı vermez ancak bazı durumlarda H-4 statüsündeki eş için H-4 EAD ile çalışma izni almak mümkündür.
USCIS kurallarına göre H-4 eşin çalışma izni (H-4 EAD) alabilmesi için H-1B eşle ilgili iki durumdan birinin sağlanması gerekir. Ya işveren H-1B çalışan için uzun vadeli green card sürecini başlatmış ve bu kapsamda I-140 dilekçesi onaylanmış olmalıdır ya da H-1B çalışan AC21 kapsamında 6 yıllık normal H-1B süresinin ötesine uzatma almış olmalıdır. Bu koşullardan biri varsa, H-4 statüsündeki eş Form I-765 ile çalışma izni başvurusunda bulunabilir. EAD kartı (çalışma kartı) onaylandığında H-4 sahibi, ABD’de pek çok sektörde yasal olarak çalışabilir. Bu da green card sürecini bekleyen H-1B aileleri için ciddi bir finansal ve psikolojik rahatlama sağlar.
Not: AC21 (American Competitiveness in the 21st Century Act), belirli şartlar altında H-1B sahiplerine 6 yıllık standart sürenin ötesinde 1’er veya 3’er yıllık ek uzatmalar alınmasına izin veren düzenlemeler bütünüdür.
H-1B vizesi, çoğu kişi için ABD’de kalıcı oturuma giden yolun ilk adımı. Ama bu yol, takvim baskısı altında ilerliyor. Kanunen H-1B statüsü genellikle üçer yıllık dönemler halinde veriliyor ve toplamda 6 yılla sınırlı. Bu süre doğru yönetilmezse, hem işveren hem çalışan açısından statü kaybı, iş kaybı ve aile düzeninin bozulması gibi ciddi riskler ortaya çıkabiliyor.
Bu bölüm, altı yıllık H-1B sınırını “duvar” olarak değil, doğru kullanıldığında green card’a uzanan bir köprü olarak okumak için temel çerçeveyi anlatıyor.
Mevzuat, H-1B statüsünü çoğu dosyada ilk etapta 3 yıla kadar veriyor. Bu süre dolmadan işveren yeni bir dilekçe ile uzatmaya giderse genellikle bir 3 yıl daha alınabiliyor ve toplam süre altı yıla tamamlanıyor. Bazı durumlarda, çalışanın H-1B döneminde ABD dışında geçirdiği uzun süreler altı yıllık sınıra sayılmayabiliyor. Uygulamada “recapture” denilen bu imkan sayesinde, kişi H-1B statüsündeyken örneğin birkaç ay ülke dışında kaldıysa, bu süreleri pasaport giriş-çıkış kayıtlarıyla ispatlayarak altı yıllık H-1B hakkına geri ekletebiliyor.
Asıl kalıcı çözüm ise, istihdama dayalı green card sürecini zamanında başlatmak ve AC21 kurallarını devreye sokmak.
Stratejik bakış açısıyla H-1B takvimi, sadece “3 + 3 yıl”dan ibaret değil. İlk üç yıl, ikinci üç yıl ve sonrasındaki AC21 uzatma dönemi, baştan planlanması gereken üç ayrı faz gibi düşünülmeli.
H-1B’de uzun vadeli planın merkezinde, işveren sponsorlu green card süreci (employment-based green card) yer alır. Çoğu H-1B sahibi için bu yol üç adımda ilerler:
Bu üçlü iskelet, AC21 kapsamında 6 yıl sonrasındaki H-1B uzatma haklarının da temelini oluşturur.
PERM, Çalışma Bakanlığı nezdinde yürütülen ve özetle şunu kanıtlamaya çalışan bir süreçtir: ABD işgücü piyasası makul şekilde test edildi, aynı koşullarda işi yapabilecek nitelikte bir ABD vatandaşı veya yerleşik çalışan bulunamadı ve yabancı çalışan bu pozisyon için gerekli niteliklere sahip. Önce ilgili pozisyon ve lokasyon için prevailing wage (resmi asgari piyasa ücreti) belirlenir, ardından ilanlar ve işe alım süreci yürütülür ve son olarak ETA-9089 formu elektronik ortamda dosyalanır. Bu yüzden PERM, tek başına doldurulup gönderilen bir form değil, ücret düzeyini, unvanı, görev tanımını ve ilan stratejisini birbirine bağlayan çerçevedir.
PERM onaylandıktan sonra işveren, USCIS’e Form I-140’ı sunar. Bu aşamada işverenin teklif ettiği ücreti gerçekten ödeyebileceği (ability to pay) ve çalışanın PERM’de tarif edilen niteliklere hala sahip olduğu ortaya konur. I-140 onayı ile dosyaya bir priority date (öncelik tarihi) atanır. Bu tarih, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı Vize Bülteni’nde takip edilir ve hangi ayda green card başvurusu (I-485 veya konsolosluk süreci) yapılabileceğini gösteren sıra numarası gibi düşünülebilir.
AC21 (American Competitiveness in the 21st Century Act) ise, doğru zamanda başlatılmış bir PERM / I-140 süreci varsa H-1B’nin klasik 6 yıllık sınırını aşmak için iki farklı uzatma imkanı sağlar.
İlk mekanizma, pratikte “365 gün kuralı” diye bilinir. İşveren, çalışan adına Çalışma Bakanlığı’na PERM ya da USCIS’e I-140 başvurusunu yapmışsa ve bu başvurulardan en az biri en az 365 gündür sonuçlanmamışsa, USCIS H-1B statüsünü 6 yılın ötesinde birer yıllık dönemlerle uzatabilir. Bu uzatmalar, PERM veya I-140 sonuçlanana ve ardından green card başvurusu tamamlanana kadar devam edebilir.
İkinci mekanizma, onaylı I-140 sahibi H-1B çalışanlarını hedefler. I-140 onaylıdır ancak Vize Bülteni’nde ilgili ülke ve kategori için priority date henüz current (yani “sıra gelmiş”) değildir. Bu durumda USCIS, H-1B statüsünü 6 yılın ötesinde üçer yıllık bloklar halinde uzatabilir. Bu imkan, özellikle EB-2 ve EB-3 kategorilerinde ülke bazlı kuyruğu uzun olan başvuru sahipleri için kritik önemdedir. Ayrıca belirli koşullarda onaylı bir I-140, işveren değişse bile yeni işverenle üç yıllık H-1B uzatması alınmasına da zemin hazırlayabilir.
Bu bütün resme takvim açısından bakınca, kritik nokta şuraya geliyor: PERM ve I-140 süreci H-1B’nin ilk yıllarında gündeme alınırsa, 6 yıllık sınıra gelindiğinde dosya ya 365 gün kuralından yararlanacak kadar “olgunlaşmış” olur ya da onaylı I-140 üzerinden üçer yıllık uzatmalara hak kazanır. Böyle kurgulanan bir dosyada H-1B, 6 yıl sonra bir anda biten geçici bir statü değil, green card onayına kadar kesintisiz statü sağlayan bir köprü haline gelir.
H-1B sahiplerinin önemli bir bölümü için doğal rota, pozisyonun niteliğine ve adayın geçmişine göre EB-2 veya EB-3 oluyor. EB-2 çoğunlukla ileri dereceye (master ve üzeri) ya da “exceptional ability” yani olağanüstü yetenek düzeyinde yetkinliğe dayanan başvuruları kapsıyor. EB-3 ise belirli nitelik seviyesine sahip kalifiye çalışanları ve profesyonelleri hedefliyor.
Bunun yanında, bazı adaylar için EB-1 (extraordinary ability, outstanding researcher, multinational manager gibi alt kategorileriyle) daha uygun bir zemin sunabiliyor.
İşveren sponsoru gerektirmeyen EB-2 NIW (National Interest Waiver) ise özellikle kendi projesini yürüten akademisyenler, araştırmacılar ve belirli sektörlerde kamu yararı yaratabilecek projeleri olan profesyoneller için, PERM sürecini devre dışı bırakan bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Hangi kategorinin uygun olduğu, çalışanın eğitim geçmişi, yayınları, projeleri, aldığı ödüller, pozisyonun sorumluluk düzeyi ve hedeflenen ülke/kategori için Vize Bülteni'ndeki bekleme süreleri gibi parametreler üzerinden vaka bazlı değerlendirilmeli.
Vize Bülteni’nin ne olduğunu ve tablodaki tarihleri nasıl okumanız gerektiğini adım adım anlattığımız yazıya buradan ulaşabilirsiniz: ABD Vize Bülteni nedir ve nasıl okunur?
Özetlemek gerekirse, H-1B ilk bakışta “3 + 3 yıl” ile sınırlı bir statü gibi görünse de, PERM ve I-140 süreçleri doğru zamanda başlatıldığında AC21 sayesinde birer ve üçer yıllık uzatmalarla bu süre pratikte çok daha esnek bir yapıya dönüşebiliyor. Buradaki asıl risk, takvimi geç başlatmak.
Özellikle yüksek backlog olan ülkeler söz konusuysa, işverenin pozisyona uzun vadeli ihtiyacı devam ediyorsa ve aile tarafında H-4 ve H-4 EAD gibi haklar da denklemdeyse, green card planlamasının H-1B statüsünün ikinci dönemine kalmadan gündeme alınması gerekiyor.
H-1B böyle okunduğunda, altı yıllık bir sayaç değil, doğru zamanda doğru adımlar atılırsa, uzun vadeli oturum ve kariyer planının omurgasını oluşturan bir geçiş statüsü haline geliyor.
Bu yazıda gördüğünüz tablo, H-1B’nin basit bir “çekilişe katıl, sonucu bekle” süreci olmadığını gösteriyor. 2026 sezonunda başarılı olmak için:
Mart 2026’daki çekilişe hatasız kayıt girmek
Specialty occupation, prevailing wage / LCA ve işveren dokümantasyonunu en baştan doğru kurgulamak
H-1B’nin 6 yıllık sınırını, zamanında başlatılan PERM ve I-140 ile green card’a açılan bir köprüye çevirmek zorunlu hale geliyor.
Kura sonucunu değiştiremezsiniz ama dosyanızın ne kadar güçlü olacağını, hangi riskleri baştan temizleyeceğinizi ve 6 yıl sonrasına ne kadar hazır olacağınızı kontrol edebilirsiniz.
2026 H-1B sezonu için çekiliş, ücretler ve uzun vadeli green card planınız konusunda ön değerlendirme almak isterseniz, çevrim içi formu doldurabilirsiniz:
ABD Hukuku'ndaki önemli gelişmelerden haberdar olmak için bültenimize abone olabilirsiniz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!